p>(...) Sevgili Orhan, Yazdıklarını okuyunca -mail- içim inceden bir üzüntüyle doldu. İnsan ne kadar kanıksamış, kabuk bağlamış olsa da, gene o sızıyı duyabiliyor. Küçük bir çocuk gibi güründün gözüme. Masum bir çocuk gibi. Yıllar yılı uzakta yaşamanın sonucu bu elbette. Yazmıştım sana. Önce ben de sevindim. Ama bu, işte bu kadar. Kitabın reklamı için öyle rahatsız edici -seni, beni, bir-iki kişiyi daha- yollar deneniyor ki, davetler, armağanlar, kurulan canım cicim yalancı dostluklar, yazılarınıza hayranım numaraları çekmeler, aman işte bir dolu onursuz, ağırlıksız, işler yapılıyor. Ben senin kitabını çok güzel okurum. Her sözünü, tüm çağrışımları içinde. Öyle okuyacak olanlar vardır da çoğunun haberi yoktur ya da okumuştur da, incelemeci değildir, kiminin bir takım hesapları, ilişkileri vardır, diyelim işine gelmez falan falan. Bu konuda kırılmamayı önceden göze alacaksın. Baş edilemiyor çünkü. Birçok kimseyi tanımıyorsun. Burada onlarla birlikte yaşayıp birlikte yaşlanmış olsaydın, sen de benim gibi herkesi artılarıyla, eksileriyle tanıyacaktın. Neyse, uzun hikâye. Oturup konuşmalık laflar bunlar. Füsun'un yazısı gene de işi görür. Dur bakalım. İkinizi de öpüyorum. Gene yazarım. Nezim (...) -Kitabın İçinden Sayfa 148-
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.