P>Nice Zirvesi’nden sonra kabul edilen Nice Antlaşması’nda, AB’nin 10 yıllık genişleme sürecinde Türkiye’ye yer verilmeyerek, Helsinki Zirvesi’nde kabul edilen adaylık statüsü bir anlamda askıya alınmıştır. Bu olumsuz gelişmenin ilk sinyalleri Türkiye’nin AB’ne katılımında yol haritası olan Katılım Ortaklığı Belgesi’nde verilmiştir. 8 Kasım 2000 tarihinde açıklanan taslak Katılım Ortaklığı Belgesi, 4 Aralık 2000 tarihinde AB Genel İşler Konseyi tarafından küçük değişiklikler yapılarak onaylanmıştır. Taslak metinde kısa vadeli hedefler arasında yer alan Kıbrıs sorununa ilişkin madde, kısa vadeli öncelikler çerçevesinde “Güçlendirilmiş Siyasi Diyalog ve Siyasi Kriterler 2001” başlığında düzenlenmiştir. Orta Vadeli Öneriler Bölümü’nde ise “Yunanistan ile olan mevcut sınır anlaşmazlıkları ve buna bağlı konuların çözümü için her türlü çaba harcanmalıdıra” denilerek, üyelik üncesinde Yunanistan ile olan sınır sorunlarının çözümlenmesi istenmiştir. Böylece Türkiye’den, diğer adaylar için öngörülmemiş şartları yerine getirmesi istenmiştir. Nice Antlaşması ile Bakanlar Konseyi’nde büyük ülkelerin oyları artırılmış, Türkiye dışında 12 aday ülke için de geleceğe yönelik oy hakları belirlenmiştir. Ayrıca 12 aday ülkenin Avrupa Parlamentosu’nda sahip olacakları sandalye sayıları da kesinleşmiştir. Türkiye bu durumda, Avrupa Birliği’ne ancak 15+12=27 üyeli olduktan sonra, eğer konjonktür de uygun olursa tam üye olabilecektir. Bu uzunsüreçte Almanya eski Başbakanı Helmut Schmidt gibi Türkiye karşıtları AB’de etkin konuma gelirlerse, Türkiye AB ile “gümrük birliği” bazında bir entegrasyona mahkum kalacaktır. Her ne kadar 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda, “Türkiye’nin AB’ne üye olma yönündeki hedef ve çabaları sürdürülürken, AB’nin genişleme sürecinde yer alma yönündeki girişimler de yoğunlaştırılmıştır” denilse de, son gelişmeler Türkiye açısından beklendiği gibi değildir.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.