(...) Yirmi metre yükseklikten karayolundaki devinime odaklandım. Motorlu araç selinin homurtusu koro halinde yaklaşıp, bir dalgakırana çarpmışçasına surlardan dönüyordu. Bu müziğe doyunca, sarayı yakından izlemek için sur dibinden Haliç istikametinde yürüdüm.
Surla ona koşut kıvrılan yol arasında iğreti bir park ve içinde öküz ölüsünü andıran bir büfe vardı. Önündeki cılız zeytin ağaçlarmı görünce onların bin yıl yaşayabildiğini anımsadım. Belki de o aziz du-ruşlu bitkiler, atalarımla aynı havayı solumuşlardı. Parkın bittiği dörtyol ağzmda surlann kapısını gördüm.
Hapishane kapısı gibi parmaklıklıydı ve önündeki levhada, "Restorasyon çalışmalan sürdüğü için girilemez" diyordu. O cümleyi azarlar gibi okumayı yeğlemiştim. Aslında bir restorasyon faaliyeti yoktu, ne zaman başlayacağını da kimsenin bilmediğine emindim. Saray, parmaklıklar arasından önce bir mamut iskeleti gibi yansıdı.
Alıcı gözle bakınca dış cephelerinde süs ağırlıklı bir simetri fark ettim. Gözlerimi kapatıp onun hükümranlık dönemindeki ihtişamını hayal etmeye çalıştım. Bu süreç bir sone denli kısa sürdü. Gözlerimi açtığımda saraydan, ırzına geçildikten sonra başı kesilip çıplak bırakılan bir rahibe gibi ürkecektim. (...)
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.