Yerleşik düşüncelere meydan okuyan bu kitapta Julia Lovell, Çin tarihini ve Çin'in dünyanın geri kalanıyla olan ilişkisini, onun en önemü anıtının çarpıcı öyküsü üzerinden ortaya koyuyor.
Efsaneye göre 2200 yaşında ve 7000 km olan Çin Şeddi son derece kendinden emin bir fiziksel duruş sergiliyor: Çin'in kendisini gelişmiş bir uygarlık olarak görüp bu uygarlığı "korumak" için kendisiyle sınırlarının öteki tarafındaki "barbarlar" arasında çizdiği bir çizgi. Ancak, setin (ve bu set etrafında inşa edilen mitlerin) göz korkutucu dış görünüşünün arkasında Çin'in dış dünyaya ve kendisine bakışının karmaşık bir tarihi uzanmaktadır.
Lovell, Çin Seddi'nin günümüzdeki mitolojisinin (aydan görülebilen, Çin'i dünyanın geri kalanından kesinkes ayıran, tek parça halinde olan ve çok eski tarihlerde yapılan bir Çin Şeddi efsanesi) aksine, çok daha parçalı, çok daha kanlı ve çok daha az hayranlık uyandırıcı bir tarih ortaya koyuyor. Çin Seddi'nin Öyküsü, Çin imparatorluğunun ve imparatorluğu tanımlayan sınır politikasının etrafında geçiyor. Lovell bu şaşırtıcı yapıya insan boyutunu da katıyor: Set inşasının yeni aşamalarını planlayan imparatorlar; seti İnşa eden, koruyan ve sette yaşayan insanlar; fazla çalıştırılmaktan, açlıktan, soğuktan, savaşlardan ölen milyonlar.
Çin imparatorluğunun son 3000 yıldaki fetihlerini ve felaketlerini gözler önüne seren Çin Şeddi; Çin'in geçmişini, bugününü ve geleceğini anlamak isteyenler için temel bir kaynak niteliğinde.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.