Ankara, kurucusunun gözleri üzerinde iken de, O'nu sonsuzluğa uğurlayıp büyük adı ve anlamını giyindikten sonra da, Türk'ün ve Türkiye'nin kalbi idi. Her türlü kırılma ve kamalanmaya karşın, bugün de öyledir! Ankara, kurucusu gibi, kurucusuyla birlikte varlığında varlığımızı, adı ve anlamında benlik ve bizliğimizi bulduğumuz; sevip bağlandığımız bir yurt, hava ve yön idi. Bu kent, varoluş ateşini bizden aldığı, o ateşten varoluşumuzu besleyen özü ve gücü bize sunduğu için, özleyip öncelediğimiz, hep diri ve taze tutmak için düşleyip didindiğimiz bir "Kemal hali"nin öteki adıydı. Ussal ve ulusal hareketin başkentiydi. Onun içindir ki Falih Rıfkı Atay, 1932'de yazdığı "Ankara Havası" adlı yazısında "Bu hava seyahatsiz de bulunabilir. Elverir ki aransın!..." demişti.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.