Büyük afetin ikinci günü. Can kaybının 700'leri aşıp 1000'i geçmesinden korkuluyor! (30.000'e yaklaşacağını kimse hayal bile edemiyor henüz.) Yıkımın coğrafyası sürekli değişiyor. Gazete manşetleri herşeyi söylüyor: "Acımız Büyük", "Yine Sarsıldık", "Katiller", "Kat karşılığı cinayet", ve de, "The Land inat is a Tomb" ["Mezarlık gibi bir ülke"]., "So many bodies, so much horror" [Sayısız cesetler, ölçülemez vahşet,..."], "Wamİngs ignored: Contractors said to have cut corners ,.,"["Müteahhitlerin hile yaptığı söyleniyor"},.... Değişik BBC muhabirleri soruyor sanki anlaşmış gibi, hep benzeri sözcüklerle): 'Neden bu kadar hasar var?' Açıklıyoruz, inşaat kalitesinden, hızlı kentleşmeden sözediyoruz. 'İmar Yönetmeliği yok mu? deniyor. Var'diyoruz, 'hem de çok iyi 'Neden uygulanmıyor, neden denetim yok?'Sayılar veriyoruz, göçden, nüfusdan, talepten, ranttan, belediyelerden, mimar ve mühendislerden, personel sayısından, bilgi ve beceri düzeyinden, ve de rüşvetten, ... 'Devlet neden birşey yapmıyor?'diye soruluyor. 'Devlet mi?, Sormayın' diyoruz. 'Devlet Baba iyi bir baba değil.(Türkçesi, çocuklarını ihmal eder, içer, kumar oynar, parasını yanlış yere harcar, yanlış arkadaşlarla düşer kalkar,... eşine değil, metresine değer verir,...). Devlet'in Başkanı (ki mühendisdir kendisi) deprem ve can kayıpları için "Ne yapalım; Takdir-i ilahi", ve de "Devletten değil, depremden şikayetçi olun!" diyor. Yeniden, "peki ama, neden, ...?" diyeceklerken, dilimin ucuna geliyor, 'siz anlayamazsınız' demek.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.