kimliğinin yanında belki de asıl edebiyatçı kimliğiyle tanınan Ağaoğlu'nun 1930-1992 arasında birçok eseri yayınlandı. Çocukluk ve gençlik anıları ise ilk kez yayınlanıyor. Bu anılar bizi Osmanlının son, genç cumhuriyetin ilk yıllarının siyasetçilerine, askerlerine, edebiyatçılarına, daha da önemlisi o yılların ruh haline götürüyor. Bu satırlarda bazen babası sürgüne gönderilmiş bir çocukla karşılaşırız: "Babam Malta'ya götürüldükten hemen sonra Fuat Beylere [Köprülü] gece yatısına giderdik. Bu misafirliğin annem için özel önemi vardı. Sabaha karşı kalkar benimle kuleye çıkar, evimizde hazırladığı ve içinde Hazreti Ali'den çocuklarının babalarını bir an önce göndermesini dileyen bir mektup konulmuş küçük şişeyi tam şafak ağarırken denize atarak güneş doğuncaya kadar dua ederdi. Şişe gölgeli suların dalgacıkları arasında uzaklaşırken onun koca denizi nasıl aşacağını düşünür, hayalimde ucu bucağı bulunmayan okyanuslarda yuvarlanıp giden bir şişe canlandırırdım. Kim bilir, belki Malta kıyılarına varır, yine kim bilir belki babam o kıyılarda gezerken onu görerek alır. İçindeki mektubu annemin yazdığını bilebilir miydi acaba?" Bazen yakın tarihin daha önce duymadığımız bir ayrıntısına ulaşırız: "İttihat ve Terakki liderlerinden ve son nazırlarından meşhur Kara KemalAnkara'ya gelmişti. Babamın eski ve yakın dostuydu. Belki bu sebeple Gazi, Kara Kemal'le ilk görüşmesini bir gece bizim evde ve yemekte yaptı. Ertesi sabah babam anneme Kara Kemal'in, Gazi'nin yeni partide beraber çalışma teklifini şu sözlerle kabul etmediğini anlattı: 'Paşam, biz devremizi bitirdik. Osmanlı İmparatorluğu kollarımız arasında göçtü. Siz memleketi kurtardınız, yeni devleti kurdunuz. Bana ve benim gibi İttihat ve Terakki'nin eski liderlerine düşen vazife, muvaffakiyetinize dua etmekten ibaret!' Atatürk bu samimi sözlerden çok sevinmiş, büyük dostluk havası içinde ayrılmışlar. Bunun içindir ki babam Kemal Bey'in Atatürk'ü öldürmek istediğine hiçbir zaman inanmadı, hazin akıbetinden acı duydu."
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.