(...)
Zühtü sadece Zühtü'dür. Başka bir meziyeti yok. Yattığı yer meçhul, akşam yemeği vakti ağaçların karavanların barakaların arasından dallara takıla sürtüne çıkar ortaya. Geceleri güya bekçilik eder geniş arazi üzerindeki dükkâna; dükkân dediğimiz ağaçlık ve denizlik yerde turistik bir lokanta, hafta sonları da yerli ahali piknik yapmaya gelir. Kız çocuğunki gibi ayaklan ve bir feneri vardır, iki takım pilini dinlendire dinlendire sırayla kullanır. Zühtü hakkında kısa bir akıl yoran kişi, derhal onun kimsesiz olduğu sonucuna vanr, biraz işkilli biriyse hele, onun bazı gizli suçlann izini taşıdığına da emin olur. Neden peki? Bir: Ona adını veren adamı tanımayız. İki: O adın, daha doğrusu herhangi bir adm ona ait olduğuna da şüphe uyandıracak bir görünüşü vardır. Zühtü'yle iki laf eden, onun derhal nüfus cüzdanını ibraz etmesi isteğini duyar, gerçek bir insan olduğundan şüphe edip hiç olmazsa devletin tuttuğu bilgiye sığınmak ister. Arkasında bir güç, bir hikâye yoktur Zühtü'nün. Güzel, sofistike kadınlar ona isim ya da bir lâkap bile takmamıştır; hoş adı da lakaptan beterdir zaten. İnsan seve sever söyler adını, "Zühtü" derken derdini unutur. Ancak bu 'Zühtü', onun şahsına yönelik bir ses değildir, insan adını çağınrken onun varlığım unutur, bir melodi söyler gibi hisseder, Zühtü isminin ait olduğu şeyle ilgisi yoktur. Yine de Zühtü dönüp bakar size, bir an şaşınrsmız. Bu adın altındaki adam, çocuk, kaba dili, kara kafası, güdük bedeniyle kimsesizlik hissi yaratır bakanda. Zühtü adını taşıyamaz bir türlü, o adın altında sığıntı gibi yaşar.
(...)
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.