"Gözler yalan söylemez" sözü önemli bir gerçeği vurguluyor bize. İnsan, davranışları ile birçok şeyi gizleyebilir, ama gözleriyle asla. Bir başka sözde de, "gözlerin, kalbin aynası olduğu" söylenir. Zaten gözler üzerine bunca yazılanlara çizilenlere bakılırsa, ruhumuzun bu dışa açılan pencerelerinin önemi rahatlıkla anlaşılır.irfânî düşüncede olgunluğa giden yolu çok güzel özetleyen Hacı Bektaş Velî de, çevresindekilere "eline, beline, diline sahip ol" diye öğüt verirmiş. Göz bir yere kaymamış olsun, peşinden "gönül" ü de sürüklüyor. Ondan sonra da diğer uzuvları kontrol altına almak kolay olmuyor. Gerçi bazen biz istemesek de, günlük yaşayışımız sırasında birçok obje gözümüze çarpıyor. Ama gözün sorumluluğu, hemen bu çarpma anında başlamıyor. Ne zaman ki, eşya olsun insân olsun, zihnimizi ve gönlümüzü yoğunlaştırarak ona tekrar döndüğümüzde yani dikkatimizi toplayıp üzerinde odaklanmaya başladığımızda iş değişiyor. "İkinci bakış şeytândandır" diyen Hz. Peygamber, bu iki bakış arasındaki farkı son derece güzel açıklıyor.Kaynaklar bize, "göz sahibi olmaktan utanan" insanların varlıklarından da söz eder. Böyle insanların, Allah'ın lütfü ile ferasetleri o kadar açılmıştır ki, başkalarının gözündeki günah izlerini bile görecek noktaya erişmişlerdir. Necip Fazıl Kısakürek de bir beytinde bu gerçeği şöyle şiire döker:"Onlar ki, göz sahibi olmaktan utanırlar, Gözüne bakar bakmaz Müslümanı tanırlar..."Elinizdeki bu mütevazı çalışma, işte bu "göz sahibi olma" endişesinin ve gözlerdeki sorumluluğun önemine dikkat çekmek üzere, sadece kaynaklı bir tarama sonucu oluşmuştur.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.