p>
Bu kitap, İsmail Bey Gaspırah'nın 1883 yılında yayımlamağa başladığı, 33 yıl bizzat kendisinin idare ettiği, takriben yazılarının üçte ikisinin yazdığı "TERCÜMAN" gazetesinden segümiş yazıların, haberlerin, kısmen günümüzdeki olaylarla ilgili başlıklar altında bir derlemcsidir. Mevzuları çok çeşitlidir. Ağırlığı ise Rusya Türklerinin Osmanlı İmparatorluğu'nun; İslam Dünyasının problemleridir. Mevzular Gaspırah'mn inançlarını, tavsiyelerini, endişelerini açık bir şekilde ifade eden bir üslupla yazılmıştır. Ele aldığı meselelere verdiği önemin kaynağını şu ifadelerden anlıyoruz.
"Bir çeyrek asırdan beri çalıştığım, eğitimi yaygınlaştırmak, Türk Milleti'nin geleceğine sermaye hazırlamaktan ibarettir. Benim başım ufaktır, bütün insanlık ile, koca yer yuvarlığı onun içine sığmıyor, ama büyük Türkistan güzel yerleşmiştir.
Belki ben geride kalmışımdır. Tarihi ile ümitli ve şerefli bulunduğum büyük milletimden geride kaldığım yoktur. Belki hep "BİRAZ" ileriye çıkıp, değer yollarını açmağa acizane çalışmak ile bahtiyar bulunuyorum. Daha ileriye gidebilirdim, lâkin millî topluluk büyüktür, ağırdır, şahıs ve şahısların arkasından yetişemez... Yavaş yavaş ileriye, sağa sola değil." "Türk vücudu, Rus, Alman, Fransız vücutları gibi bir vücuttur ve bunlar gibi insan vücududur. İnsanlık hazinesine hissesini verir, hissesini alır. Ama vücudu müstakil kalmalıdır. Siyasi ve sosyal İmanım budur."
"TERCÜMAN" gazetesini ise şöyle sorguluyor:
"Şu TERCÜMAN" hakikate tercüman oldu mu? Çağdan millete haber verdi mi? Güzel terbiye, nasihat etti mi? Bilgiye, eğitime esir oldu mu? Vatan evlatlarım birbirine bildirmeğe gayret ve milletin "DUASINI" arzetti mi? Mesleğinde sebat ve ciddiyet gösterdi mi?
Yazılarında bütün Türkler için müşterek edebî bir dilin olması zaruretini şu inanca dayandırıyordu:
"Dil, edebî dil, din derecesinde aziz, mukaddes olan bir ilahî nimettir ki bunun kadrini bilmeyen millet nankörlük cinayetinden, günahından ötürü yok olmak cezasına hükm-olunur."... "Arslan gibi milletimizin başına gelen felaketler zayıf, her su başında bir han, veya amire tâbi bulunduğu değildir. Her su başında bir şive kullanıp, şimdiye kadar umumî yazı lisanı, edebî lisan meydana getirmede gafletidir.
İsmail Bey Gaspıralı, İslam dünyasının da geri kal mışlığı üzerinde durmuş, onların da çağa ayak uydurma çarelerini düşünmüş ve bu maksatla Kahire'de İslam Kongresi yapılması için çalışmış, Hindistan'a giderek oradaki Müslümanlar'a kendi dillerinde eğitimin hızlandırılması için Urduca'ya uyguladığı kendi buluşu fonetik sistemi yerleştirmek için okul açmıştır. O, İslam dünyasının o devirdeki halini şu sözleriyle ortaya koyuyordu:
"Kuzeydeki Kazan'dan güneydeki Mısır'a ve batıdaki Fas'tan, doğudaki Cava'ya kadar araştırıcı gözle bakılırsa, İslam oğullarında uygarlaşma eserlerinden ve yükselmeden ziyade, gerileme eserleri görülmektedir. Medreseler ve mektepler harap ve faydasız bir haldedir. Kazanç ve mahallî sanayi ya yok olmuş veya olmak yolundadır. Dünyanın ticaretinde hissemiz pek az kalmıştır. Kredi işlerinde başlangıcımız olmadığı gibi, deniz ticaretinden hiçbir pay almamış bulunuyoruz. Üç yüz milyonluk bir milletin otuz vapurlu bir denizcilik şirketi, beş milyon sermayeli bir bankası mevcut değildir."
Bu derleme, yukarıdaki satırlarda belirtilen meselelerden başka, genellikle 1906-1912 yıllarındaki Türk ve İslam dünyasının karşılaştığı siyasî, sosyal meseleleri bildiren, seçme haberlerden meydana gelmiştir.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.