(...)
Tomar sürükleniyor, bir yatak ki besbelli: Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir pırtı, Zavallının, güveden, lime lime hep sırtı. Kurur bu örtünün üstünde yağlı bir mendil; Ki "bir tependen inersem!" diyen hasır zenbil; Onun hizasına gelmez mi, bir döner şöyle, Sicimle kulpuna ilmikli çifte mestiyle! Duvarda eski ocaklar kadar geniş bir oyuk, İçinde camlı dolap var ya, raflarında ne yok! Birinci katta sülük beslenen büyük kavanoz; Onun yanında, kan almak için, beş on boynuz, ikinci katta bütün kerpetenler, usturalar... Demek ki kahveci hem diş tabibi, hem perukâr! inanmadınsa değildir tereddüdün sırası; Uzun lâkırdıya hacet ne? işte mosturası; Çekerken etli kemiklerle ayrılıp çeneden, Sonunda bir ipe, boy boy, onar onar, dizilen, Şu kazma dişleri sen mahya belledinse, değil; Birer mezara işaret düşün ki, her kandil! Üçüncü katta durur sâde havlu bohçaları. Sağında cam dolabın hücre hücre bitpazarı. Duvarda türlü resimler: alındı Çamlıbeli, Kaçırmış Ayvaz'ı ağlar Köroğlu rahmetli! Arab Üzengi'ye çalmış Şah İsmail gürzü; Ağaçta bağlı duran kızda işte şimdi gözü. Firaklıdır Kerem'in "Of?" der demez yanışı, Fakat şu "Âh mine'l-aşk"a kim durur karşı? Gelince Ezrakabânû denen acuze kadın Külüngü düşmüş elinden zavallı Ferhâd'ın! Görürde böyle Rufai'yi: Elde kamçı yılan, Beyaz bir arsiana binmiş; durur mu hiç dede can? Bakındı bak Hacı Bektâş'a: Deh demiş duvara!
(...)
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.