(...)
Malcolm Kennedy o kuyuda öldü. Şimdi onu dibe batarken, ciğerleri siyah ve yağlı suyla dolup şişerken gözümde can^ landırıp kendime başından beri böyle olacağını bilip bilmediğimi soruyorum. Muhtemelen biliyor ve onun ölmesini istiyordum, ama o sırada gerçek niyetim bu değildi. Sadece bana yaptıkları için onu cezalandırmak istiyordum ve Pazartesi günü okulda öldüğünü duyunca gerçekten de çok şaşırmıştım. Ama| suçlu hissetmedim. Kötü de hissetmedim. Ne de olsa benim için önemli biri değildi. Suçumun bulunacağından -en azından yetkililer tarafından- endişe dahi etmiyordum. Ölüm haberi öğrenildiğinde, okulda bir heyecan dalgalanmıştı: tanıdığımız biri ölmüştü, üstelik esrarengiz, trajik ve acayip bir şekilde. Herkes onun nasıl olup da o kuyuya düşmüş olabileceği üzerine konuşuyor, ancak kimse tuhaf kuşkulara kapılmıyordu. Sonraları, insanlar onun talihsizlikten ötürü öldüğünü söylemeye başlayınca bir sözlük bulup kelimenin anlamına baktım, çünkü ne demek olduğunu bildiğimi sanmakla birlikte, emin olamıyordum.
(...)
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.