Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından, Türk ordusunun İstanbul'u İtilaf Devletlerinden teslim aldıkları tarihe dek, iktidarda bulunan Osmanlı Hükümetleri boyut ve nitelikleri farklı olmakla birlikte, genel olarak İtilaf Devletleri ile uyum içinde olma gayretinde bulunmuşlardır. Bu hükümetlerin dayandıkları temel felsefe, İtilaf Devletlerine çok fazla zorluk çıkarmamak olmuş; böylelikle daha iyi koşullarda bir barış antlaşmasının İtilaf Devletleri tarafından sağlanacağı umulmuştur.Bu hükümetlerin döneminde Trakya'daki yerli Rumlar ile İşgalci Yunan ordusunun işbirliği daha da artmış; kurulan gizli örgütler aracılığı ile Trakya'daki Rum nüfusu arttırılmaya çalışılmış, köylü Rumlar silahlandırılmış, genç Rumlardan askeri birlikler oluşturularak Trakya'nın Yunanlılaştırılması için büyük bir çaba sarfedilmiştir. İlginç olan nokta, Osmanlı Devleti'nin haber alma örgütü, tüm bu faaliyetleri rapor ederek, Sadrazamlık makamını gelişmeler hakkında bilgilendirmiş olmasına rağmen, Osmanlı Hükümeti duruma seyirci kalmaktan başka bir şey yapacak gücü kendinde görememiştir. Güdülen en aktif politika, sonuçta bir şey çıkmayacağı bilinmesine karşın, durumun İtilaf Devletlerine bildirilmesinden öteye geçememiştir.Mustafa Kemal Paşa ise, başından beri Trakya'nın kaderinin bütün memleketin kaderiyle birlikte çözülebileceğine inanıyordu. En önemlisi de mücadelesinin amacını oluşturan Misak-ı Milli sınırlarını büyük bir soğukkanlılık ve akılcılıkla belirlemişti. O, Trakya'nın kurtuluşu konusundaki kararlılığını 13 Eylül 1922 günü, İzmir'de, Amerikalı gazeteci Richard Danin'e verdiği demeçte şu sözlerle vurguluyordu: "Trakya'ya gitmek için, Üsküdar ve Karadeniz'den geçeceğim. ... Yirmi dört saatte en iyi birliklerimi Trakya'ya geçirmeye yetecek nakliye gemilerim de mevcuttur. Bu askerler bir işaretimi bekliyorlar".Gerçekte Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonraki süreçte kurtuluş konusundaki gelişmeler, itilaf devletlerinin acımasına sığınan İstanbul hükümetlerinin uysal politikaları ile "ya bağımsızlık ya ölüm" ilkesiyle yola çıkan Anadolu hareketinin ödünsüz, kararlı politikalarının çatışması olarak nitelenebilir. Bu mücadele doğal olarak ulusal bağımsızlık için savaşanların zaferi ile sonuçlandı.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.