Sekreter içi buzlu limonata dolu, uzun bir bardağı getirip sehpanın üzerine koydu. "Buyurun."
Sohrab utangaçça gülümsedi. "Çok teşekkür ederim," dedi İngilizce, k'ların üzerine basa basa. Bana, bunun bildiği tek İngilizce cümle olduğunu söyledi, bir de: "İyi günler."
Kadın güldü. "Bir şey değil, canım." Masasına döndü; yüksek topukları zeminde çınladı.
"İyi günler," dedi Sohrab.
Ferit, Peştunistan Meydanı'nın birkaç sokak kuzeyinde, işlek bir köşebaşında, hararetli hararetli konuşan iki kişiyi gösterdi. Bir ayağı dizin hemen altından kesilmiş olanı, sağlam ayağının üzerinde sekiyordu. Elindeki takma bacağı göğsüne bastırmıştı. "Ne yaptıklarını biliyor musun? Bacak için pazarlık ediyorlar."
"Bacağını mı satıyor?"
Ferit başıyla doğruladı. "Karaborsada çok iyi para ediyor. Çocuklarını birkaç hafta doyurmana yeter."
"İsteseydim ,yerdim," dedi sonunda,doğruca gözlerimin içine bakarak. Gözlerimi kaçırdım. Bugün bile, Hasan gibi söylediği her sözü inanarak içtenlikle söyleyen insanların gözlerinin içine bakmakta zorlanırım.
" Ama merak ettim," diye ekledi. "Benden böyle bir şey ister miydin, Emir Ağa?" Şimdi de o beni küçük bir sınavdan geçiriyordu. Onunla oynayacak, sadakatini sınayacaksam o da benimle oynayacak,dürüstlüğümü sınayacaktı.
Bu sohbeti başlattığıma bin pişmandım. Zorla gülümsedim. "Aptallaşma, Hasan. Böyle bir şey yapmayacağımı bilirsin."
Hasan da gülümsedi ama onunki zoraki değildi. " Bilirim,"dedi.
Okulda Şercanji denen bir oyun oynardık - bir tür şiir yarışması. Farsça öğretmeninin gözetiminde yapılır,aşağı yukarı şöyle gelişirdi : "Sen bir şiirden bir dize söylersin, rakibin de altmış saniye içinde, senin ağzından çıkan son harfle başlayan, bir başka dize söylemek zorundaydı.Sınıftaki herkes beni takımına almak isterdi, çünkü on birime bastığımda Hayyam'dan, Hafız'dan ya da Rumi'nin ünlü Mesnevi'sinden düzinelerce dizeyi ezbere biliyordum. Bir keresinde, bütün sınıfa karşı tek başıma oynadım ve kazandım. O akşam bunu Baba'ya anlattım; başını sallamakla yetindi. " Güzel," diye mırıldandı. İşte babamın kayıtsızlığından kaçıp, ölmüş annenin kitaplarına sığınmam, böyle oldu. Bir de Hasan'a, elbette. Bulduğum her şeyi okuyordum. Bir de Hasan'a elbette. Bulduğum her şeyi okuyordum; Rumi, Hafız,Sadi, Victor Hugo, Jules Verne, -Mark Twain, Ian Fleming.
" Neden ben? Buradan birini bulup gönderemez miydin? Sorun buysa parasını ben veririm. "Konu para değil Emir!" diye kükredi Rahim Han." Ben ölmek üzere olan biriyim ve aşağılanmayı kabul edemem! Ben parayı hiçbir zaman önemsemedim, bunu gayet iyi bilirsin. Neden sen, öyle mi? Nedenini ikimiz de biliyoruz,öyle değil mi?
Bu yorumun anlamını anlamak istemiyordum ama anladım; hem de çok iyi anladım. "Amerika'da bir karım, bir evim, mesleğim ve bir ailem var. Kabil çok tehlikeli bir yer; benden her şeyimi tehlikeyi atmamı istiyorsun..."
Rahim Han sözümü kesti."Biliyor musun, bir gün sen ortalarda yokken, babanla konuşuyorduk. O sıralarda senin için çok kaygılanıyordu, bilirsin. Bana şöyle dedi: 'Rahim, kendini savunmayan bir çocuk, erkek olduğunda hiçbir şeyi savunamaz.' Haklı mı çıktı yoksa?"
Gözlerimi yer eğdim.
"Ölen birinin son arzusunu yerine getirmeni istiyorum, hepsi bu," dedi tane tane.
- 19/06/2017 03:30
Sekreter içi buzlu limonata dolu, uzun bir bardağı getirip sehpanın üzerine koydu. "Buyurun." Sohrab utangaçça gülümsedi. "Çok teşekkür ederim," dedi İngilizce, k'ların üzerine basa basa. Bana, bunun bildiği tek İngilizce cümle olduğunu söyledi, bir de: "İyi günler." Kadın güldü. "Bir şey değil, canım." Masasına döndü; yüksek topukları zeminde çınladı. "İyi günler," dedi Sohrab.
- 27/06/2017 00:30
Ferit, Peştunistan Meydanı'nın birkaç sokak kuzeyinde, işlek bir köşebaşında, hararetli hararetli konuşan iki kişiyi gösterdi. Bir ayağı dizin hemen altından kesilmiş olanı, sağlam ayağının üzerinde sekiyordu. Elindeki takma bacağı göğsüne bastırmıştı. "Ne yaptıklarını biliyor musun? Bacak için pazarlık ediyorlar." "Bacağını mı satıyor?" Ferit başıyla doğruladı. "Karaborsada çok iyi para ediyor. Çocuklarını birkaç hafta doyurmana yeter."
- 18/07/2017 02:30
"İsteseydim ,yerdim," dedi sonunda,doğruca gözlerimin içine bakarak. Gözlerimi kaçırdım. Bugün bile, Hasan gibi söylediği her sözü inanarak içtenlikle söyleyen insanların gözlerinin içine bakmakta zorlanırım. " Ama merak ettim," diye ekledi. "Benden böyle bir şey ister miydin, Emir Ağa?" Şimdi de o beni küçük bir sınavdan geçiriyordu. Onunla oynayacak, sadakatini sınayacaksam o da benimle oynayacak,dürüstlüğümü sınayacaktı. Bu sohbeti başlattığıma bin pişmandım. Zorla gülümsedim. "Aptallaşma, Hasan. Böyle bir şey yapmayacağımı bilirsin." Hasan da gülümsedi ama onunki zoraki değildi. " Bilirim,"dedi.
- 27/02/2017 23:30
Okulda Şercanji denen bir oyun oynardık - bir tür şiir yarışması. Farsça öğretmeninin gözetiminde yapılır,aşağı yukarı şöyle gelişirdi : "Sen bir şiirden bir dize söylersin, rakibin de altmış saniye içinde, senin ağzından çıkan son harfle başlayan, bir başka dize söylemek zorundaydı.Sınıftaki herkes beni takımına almak isterdi, çünkü on birime bastığımda Hayyam'dan, Hafız'dan ya da Rumi'nin ünlü Mesnevi'sinden düzinelerce dizeyi ezbere biliyordum. Bir keresinde, bütün sınıfa karşı tek başıma oynadım ve kazandım. O akşam bunu Baba'ya anlattım; başını sallamakla yetindi. " Güzel," diye mırıldandı. İşte babamın kayıtsızlığından kaçıp, ölmüş annenin kitaplarına sığınmam, böyle oldu. Bir de Hasan'a, elbette. Bulduğum her şeyi okuyordum. Bir de Hasan'a elbette. Bulduğum her şeyi okuyordum; Rumi, Hafız,Sadi, Victor Hugo, Jules Verne, -Mark Twain, Ian Fleming.
- 06/06/2017 02:30
" Neden ben? Buradan birini bulup gönderemez miydin? Sorun buysa parasını ben veririm. "Konu para değil Emir!" diye kükredi Rahim Han." Ben ölmek üzere olan biriyim ve aşağılanmayı kabul edemem! Ben parayı hiçbir zaman önemsemedim, bunu gayet iyi bilirsin. Neden sen, öyle mi? Nedenini ikimiz de biliyoruz,öyle değil mi? Bu yorumun anlamını anlamak istemiyordum ama anladım; hem de çok iyi anladım. "Amerika'da bir karım, bir evim, mesleğim ve bir ailem var. Kabil çok tehlikeli bir yer; benden her şeyimi tehlikeyi atmamı istiyorsun..." Rahim Han sözümü kesti."Biliyor musun, bir gün sen ortalarda yokken, babanla konuşuyorduk. O sıralarda senin için çok kaygılanıyordu, bilirsin. Bana şöyle dedi: 'Rahim, kendini savunmayan bir çocuk, erkek olduğunda hiçbir şeyi savunamaz.' Haklı mı çıktı yoksa?" Gözlerimi yer eğdim. "Ölen birinin son arzusunu yerine getirmeni istiyorum, hepsi bu," dedi tane tane.