Artık Kabil'deki hiç kimseye güvenemezdiniz; belli bir ücret ya da gözdağı karşılığında herkes birbirini satmaya hazırdı;kardeş kardeşi, hizmetçi efendisini, arkadaş arkadaşı. Ahmet Zahiri on üçüncü yaş gününde akordeon çalan sanatçıyı düşündüm. Bazı arkadaşları ile bir araba gezintisine çıkmış,daha sonra ensesinden kurşunlanmış cesedi yol kıyısında bulunmuştu. Refik'ler, yoldaşlar her yerdeydi. Kabil'i iki gruba ayırmışlardı: dinlenenler ve dinlenmeyenler. İşin en kurnazca kısmı da, kimin hangi tarafta olduğunu kimsenin bilmemesiydi. Bir elbise provası sırasında, terziye rastgele söylenen bir şey, gelişigüzel bir yorum, sizi doğruca Poleh-çarki zindanlarına götürebilirdi. Et alırken kasaba sıkıyönetimden yakınan biri kendini bir anda parmaklıkların ardında, bir Kalaşnikov'un namlusuna bakarken bulabilirdi. Bir akşam yemeğinde, evinizin mahremiyetinde bile ölçüp biçerek konuşmak zorundaydınız; refik'ler sınıflara kadar girmişti; çocuklara ana-babalarını ispiyonlamayı, neleri duyup kimlere aktarmaları gerektiğini öğretiyorlardı.
"Zamanla kendi yolunu bulacaktır." dedi Rahim Han.
"Nereye doğru, peki?" dedi Baba. "Kendini savunamayan bir çocuk, hiçbir şeyi savunmayan bir erkek olur."
Sonra on beş yıldır namaz kılmadığımı anımsıyorum. Duaları çoktan unutmuşum. Ama önemli değil, ben de anımsadıklarımı okurum: La ilahe il Allah, Muhammed ü resul Allah. Allah'tan başka Tanrı yoktur, Muhammet de onun elçisidir. Artık Baba'nın yanıldığını görebiliyorum; bir Allah var, her zaman da vardı. O'nu burada, bu umutsuz, yılgın koridordaki insanların gözlerinde görebiliyorum. Burası Allah'ın gerçek evi; O'nu kaybedenler O'nu yine burada bulabilir- göz kamaştırıcı ışıkları, göğe yükselen minareleriyle o beyaz camide değil. Allah var olmalı. Şimdi dua edecek, O'na yakaracağım; bunca yıldır O'nu ihmal ettiğim, yalan söylediğim, ihanet ettiğim, hiçbir cezaya uğramadan, özgürce günah işlediğim için... bir de O'na, bunca zaman görmezden gelip şimdi sıkışınca, sırf ihtiyaçtan başvurduğum için beni bağışlamasını isteyeceğim. Kitabın söylediği kadar merhametli, verici ve rahim olduğu için O'na yalvardığımı açıklayacağım.
- 14/05/2017 14:30
Artık Kabil'deki hiç kimseye güvenemezdiniz; belli bir ücret ya da gözdağı karşılığında herkes birbirini satmaya hazırdı;kardeş kardeşi, hizmetçi efendisini, arkadaş arkadaşı. Ahmet Zahiri on üçüncü yaş gününde akordeon çalan sanatçıyı düşündüm. Bazı arkadaşları ile bir araba gezintisine çıkmış,daha sonra ensesinden kurşunlanmış cesedi yol kıyısında bulunmuştu. Refik'ler, yoldaşlar her yerdeydi. Kabil'i iki gruba ayırmışlardı: dinlenenler ve dinlenmeyenler. İşin en kurnazca kısmı da, kimin hangi tarafta olduğunu kimsenin bilmemesiydi. Bir elbise provası sırasında, terziye rastgele söylenen bir şey, gelişigüzel bir yorum, sizi doğruca Poleh-çarki zindanlarına götürebilirdi. Et alırken kasaba sıkıyönetimden yakınan biri kendini bir anda parmaklıkların ardında, bir Kalaşnikov'un namlusuna bakarken bulabilirdi. Bir akşam yemeğinde, evinizin mahremiyetinde bile ölçüp biçerek konuşmak zorundaydınız; refik'ler sınıflara kadar girmişti; çocuklara ana-babalarını ispiyonlamayı, neleri duyup kimlere aktarmaları gerektiğini öğretiyorlardı.
- 06/09/2017 08:19
Gökyüzü geniş , maviydi .
- 24/07/2017 21:30
Perdelerin arasından içeriye sızan bir dilim gökyüzüne , geceye devrilen akşam alasının moru egemedi .
- 20/08/2017 21:30
"Zamanla kendi yolunu bulacaktır." dedi Rahim Han. "Nereye doğru, peki?" dedi Baba. "Kendini savunamayan bir çocuk, hiçbir şeyi savunmayan bir erkek olur."
- 25/05/2017 03:30
Sonra on beş yıldır namaz kılmadığımı anımsıyorum. Duaları çoktan unutmuşum. Ama önemli değil, ben de anımsadıklarımı okurum: La ilahe il Allah, Muhammed ü resul Allah. Allah'tan başka Tanrı yoktur, Muhammet de onun elçisidir. Artık Baba'nın yanıldığını görebiliyorum; bir Allah var, her zaman da vardı. O'nu burada, bu umutsuz, yılgın koridordaki insanların gözlerinde görebiliyorum. Burası Allah'ın gerçek evi; O'nu kaybedenler O'nu yine burada bulabilir- göz kamaştırıcı ışıkları, göğe yükselen minareleriyle o beyaz camide değil. Allah var olmalı. Şimdi dua edecek, O'na yakaracağım; bunca yıldır O'nu ihmal ettiğim, yalan söylediğim, ihanet ettiğim, hiçbir cezaya uğramadan, özgürce günah işlediğim için... bir de O'na, bunca zaman görmezden gelip şimdi sıkışınca, sırf ihtiyaçtan başvurduğum için beni bağışlamasını isteyeceğim. Kitabın söylediği kadar merhametli, verici ve rahim olduğu için O'na yalvardığımı açıklayacağım.