Seher vakti... Şafağın söktüğü vakit... Tan yerinin ağardığı çağ...
Ferhat, yatağından kalktı. Giyindi. Evden çıktı. Derenin kenarına geldi. Kollarını sıvayıp abdest aldı. Sonra, dere kenarındaki çimenler üzerinde iki rekat namaz kıldı. Dua edip kalktı.
Yavaş adımlarla Çatalçamın bulunduğu tepeye, mezarlığa doğru tırmanmaya başladı. Yürüyüşü mecalsizdi. Kısa adımlar atabiliyordu. Bükük boyu daha da bükülmüştü. Yürüdü yürüdü, mezarlığa kadar geldi.
Ortalık sessiz ve sakindi. İnsanın içini arındıran bir sessizlik ve sakinlikti bu. İnsanın içinde Allah'tan başka bir duygu bırakmayan bir sessizlik ve sakinlik. İnsanı, Allah'la, yaratıcısıyla baş başa bırakan bir sessizlik ve sakinlik.
Ferhat, Sâre'nin mezarının başına kadar geldi. Mezarın yanına önce çöktü, sonra kapandı. Ağlamaya başladı. Ağlarken zayıf ve ihtiyar vücudu sarsılıyordu.
Sâre'm... Sen, ben ve bizi yaratan Allah!... Sen, ben ve Allah!... Bizi ve her şeyi yaratan Allah!... Aşkı da yaratan Allah!... Sâre'm, kıyamete kadar burada beraber olacağız!... Bu, benim için bir nimet!... Bana dönüp geleceğini, gelebileceğini hiç düşünememiştim. Sağ olsaydın her halde sen de, senin için bunun bir nimet olduğunu söylerdin. Kıyametten sonrası ise Allah'ımızın lütfuna kalmış.
Ferhat bir ara başını kaldırdı. Etrafa göz gezdirdi.
Batmak üzere olan ay, dünyaya veda ediyordu. Adetâ, ayrılığın verdiği hüzünden ağlamış, yüzünü, gözünü kan bürümüştü. Yıldızların da ışıkları fersizleşmişti.
Kulaklarını etraftan gelen seslere bıraktı. Ormandaki kuşların ötüşleri bir feryat, bir figândı. Ağaçların derin uğultusu bir inleme idi. Aşağıdaki dereden gelen kurbağaların sesleri bir çığlıktı. Her bir ses, yanık bir aşk türküsü, içli bir aşk şarkısı, destanımsı bir aşk şiiri idi.
Ferhat, mezara tekrar kapandı.
Ben de geliyorum Sâre!... Sen, ben ve Allah, Sâre'm!... Sen ve ben aşkımızda birleştiğimize göre, biz ve Allah, Sâre'm!... Biz de, Allah'ta eriyeceğiz, fâni olacağız. O halde sadece Allah Sâre'm!... Allah!...
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.