"Haddini bilmeyip de ay tanrıçasına aşık olan çobana verilen cezayı biliyor musunuz?"
"Hayır, duymadım" cevabını verdi. Tam da öyle tahmin etmiştim.
"Tanrıların çobana verdiği ceza kaderini bilmekti" dedim. "Gelecekte neler yaşanacağını, yarın ne olacağını bilmek! Bundan daha korkunç bir ceza yoktur dünyada. Ölümden beter bir ceza vermek istedikleri için, tanrılar böyle bir şey düşünmüşler.
''Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer.Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi.Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında.
''Ne garip bir metin''dedi. ''Kim yazmış bunu?''
''Cervantes''dedim. ''Yazdığı her şey doğru, fazlası yok, hatta eksiği var.''
Güldüm, babası gibi çok insan tanıdığımı ama fena halde yanılıyorlardı. Bilim edebiyata yetişemezdi, hiçbir zaman yetişememişti ki zaten. "Bakın" diye devam ettim, "size kanıtlayayım söylediklerimi: Yunan trajedilerini biliyorsunuz değil mi? Milattan önce yazılmış oyunlar ama hala geçerli. Bugün bile Oidipus kompleksi falan diyoruz. Peki, onlar yazıldığı zaman bilim neredeydi? Dünyanın düz olduğuna inanılan , mikropların bilinmediği, ilkel bir emekleme çağında değil miydi? O zaman hangisi gerçek? Bugüne ışık tutan, ölmeyen ve hiç ölmeyecek olan hikayeler mi, yoksa ilkel bilim mi?"
Nietzsche’nin “aktif unutma” tezi üzerinde çalışıyordum. Ona göre hayvanlarla insanlar arasında temel bir tarihsellik farkı vardı. Hayvanların tarihselliği yoktu; dün ve bugün arasında bir fark hissetmezlerdi. Bu tarihsel bilinç insana özgüydü ve hayvanları ıskanmamız için bir sebepti. İnsanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. Mutlu olabilmenin tek şartı “unutmayı” başarabilmekti.
- 26/08/2017 05:30
O, dükkanının yakınında iyi alışveriş yapan bir müşteri olduğu için memnundu, ben de evimin yakınında bir bakkal olduğu için. İşte rasyonel dünya.
- 02/09/2017 18:30
"Haddini bilmeyip de ay tanrıçasına aşık olan çobana verilen cezayı biliyor musunuz?" "Hayır, duymadım" cevabını verdi. Tam da öyle tahmin etmiştim. "Tanrıların çobana verdiği ceza kaderini bilmekti" dedim. "Gelecekte neler yaşanacağını, yarın ne olacağını bilmek! Bundan daha korkunç bir ceza yoktur dünyada. Ölümden beter bir ceza vermek istedikleri için, tanrılar böyle bir şey düşünmüşler.
- 07/06/2017 15:30
''Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer.Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi.Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında. ''Ne garip bir metin''dedi. ''Kim yazmış bunu?'' ''Cervantes''dedim. ''Yazdığı her şey doğru, fazlası yok, hatta eksiği var.''
- 25/08/2017 21:30
Güldüm, babası gibi çok insan tanıdığımı ama fena halde yanılıyorlardı. Bilim edebiyata yetişemezdi, hiçbir zaman yetişememişti ki zaten. "Bakın" diye devam ettim, "size kanıtlayayım söylediklerimi: Yunan trajedilerini biliyorsunuz değil mi? Milattan önce yazılmış oyunlar ama hala geçerli. Bugün bile Oidipus kompleksi falan diyoruz. Peki, onlar yazıldığı zaman bilim neredeydi? Dünyanın düz olduğuna inanılan , mikropların bilinmediği, ilkel bir emekleme çağında değil miydi? O zaman hangisi gerçek? Bugüne ışık tutan, ölmeyen ve hiç ölmeyecek olan hikayeler mi, yoksa ilkel bilim mi?"
- 08/07/2017 10:30
Nietzsche’nin “aktif unutma” tezi üzerinde çalışıyordum. Ona göre hayvanlarla insanlar arasında temel bir tarihsellik farkı vardı. Hayvanların tarihselliği yoktu; dün ve bugün arasında bir fark hissetmezlerdi. Bu tarihsel bilinç insana özgüydü ve hayvanları ıskanmamız için bir sebepti. İnsanın geçmişini araştırması acı veren bir deneyimdi. Mutlu olabilmenin tek şartı “unutmayı” başarabilmekti.