(...)
Hocaefendi, çevrenin sevilen, sayılan bu iki nıüte-vazi insanını "Safa geldiniz ."diyerek karşıladı. Onlara Nurlar'dan dersler yaptı, kendi hayatından ve hizmet düşüncesinden bahsetti. O zamanda yapılacak hizmetin, başka zamanda yapılandan binlerce kat efdal olduğunu, bir manevî şirkete iştirak etmiş gibi insana sevap kazandıracağını, vefalı bir yüreğin Kur'ân'ı sahipsiz bırakamayacağını anlattı.
Eskiden dalâlet cehaletten geliyordu. Onun yok edilmesi kolaydı. Bu zamanda ise Kur'ân'a ve imana taarruz fen, felsefe ve ilim cephesindendi. Bunun sa-vuşturulması diğerine nispetle zordu. Maddeperest-lik çağında, Kur'ân'm bu zamana bakan hakikatleri izah edilmeli; iman hakikatleri akılları ikna, kalpleri tatmin, nefisleri terbiye edecek ortaya konmalıydı. Yaşamak meşgalesinin çoğaldığı böyle bir zamanda, eskiden kırk senede anlatılan şeyler, şimdi kırk dakikada anlatılmalıydı. Sürat çağında böyle bir yol bulunmalıydı ve böyle bir yol bulunduğunda da ona karşı ilgisiz kalmak akılsızlıktı, işte Nur dersleri, eskiden senelerce süren çalışmalarla, ancak ilim erbabının bir derece anlayabileceği meseleleri, birkaç sahifede zahve isbat ediyordu.
(...)
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.