AFORİZMALAR - Kitap Alıntıları


- 25/05/2017 13:30

İki şey görebiliyor: birincisi, nefsin taşmalarından, araştırmalarından, yansımalarından ve serinkanlı düşünmelerinden oluşuyor, ki bunlar yaşam dolu ve bir tür haz duygusu olmadan olması imkânsız. Bunların sayıları ve olasılıkları sonsuzdur; bir tahta biti bile içine yerleşmek için nispeten daha geniş bir yarığa ihtiyaç duyar, ama söz konusu işler için yere gerek duyulmaz; küçücük bir yarık bulunamasa bile, binlerce ve onbinlercesi birbirleriyle içice geçerek yaşayabilirler. Bu birinci şey. Ama ikincisi, insanın hesap vermeye çağırıldığı, ama ağzını açıp tek bir ses bile çıkaramadığı, gerisin geriye tekrar gözlerin vs. kucağına fırlatıldığı, ama artık bütün bunların fayda etmediğini anlayıp aralarında dolaşmasının imkânsız olduğunu fark ederek kendisini bıraktığı ve dudaklarda bir lanetle gömüldüğü andır.


- 12/05/2017 19:30

Bir sürü yargıcı var, ağaca tüneyen kuş ordusuna benziyorlar. Sesleri birbirine karışıyor, makam ve yetki sorunları içinden çıkılamayacak denli karışık, ve makamlar sürekli değişiyor. Ama bununla beraber insan onların arasından bireyleri ayırt edebilir (örneğin, içlerinden biri, kurtuluşa kavuşmak için sadece İyi'nin safına geçmenin yeteceğini, bunun için ne geçmişe ve hatta ne geleceğe başvurulamayacağı görüşünü savunuyor.. ) Çoğunlukla uzun sürelerle duraklayan ama esasında sonsuzca süren, kendisinin ve başkasının, ama tüm hayatın eziyet eden, ağır aksak, dalga benzeri devinimi ona işkence ediyor.Çünkü bu ona sonsuz düşünme zorunluluğu getiriyor. Bazen bu işkence olayların önünde gidiyor gibi geliyor ona. Arkadaşının çocuğu olacağını öğrendiği zaman, bu doğum için kendi düşüncelerinde zaten acı çekmiş olduğunu fark ediyor.


- 09/02/2017 22:30

Yaptığı her şey olağanüstü geliyordu ona, ama aynı zamanda, akıl almaz yenilik sağanağından dolayı olağanüstü acemi; hatta katlanılması güç, geçmişte kendi yerini bulmaktan yoksun, soy zincirini kesen, dünyanın o zamana dek en azından sezilebilen müziğini ilk kez en derin kaynağından söküp atan şeyler, olarak da geliyor. Bazen küstahlığa kapılıp, kendisinden daha çok dünya için kaygılanıyor. O, kendini bir tutukevine teslim edebilirdi. Bir tutuklu olarak ölmek bu yaşamın bir amacı olabilirdi. Ama parmaklıklı bir kafesin içindeydi. Dünyanın gürültü patırtısı parmaklıkların arasından içeri akıyordu, sanki evmiş gibi vurdumduymaz ve zorbaca; tutuku gerçekte özgürdü, her şeye katılabilirdi, dışarda olan biten hiçbir şeyi kaçırmıyordu, hatta kafesten çıkabilirdi, her şeyden önce parmaklıklar birbirinden metrelerce uzaktaydı, yani tutuklanmış bile değildi.


- 26/06/2017 16:30

O, kendini tanıyor; başkalarına inanıyor; bu çelişki her şeyini bir testere gibi doğruyor. O, ne cüretkâr, ne de pervasız. Ürkek de değil. Özgür bir yaşam onu korkutmazdı. Ama böyle bir yaşam ihsan edilmedi ona, ama bu da tasalandırmıyor onu, doğrusu kendisi için tasalanmıyor bile. Ama hiç tanımadığı birisi var ki, sürekli onun için, sadece onun için tasalanıyor. Birisinin kendine yönelik tasalan, özellikle bu tasaların sürekli olması, yalnızlık anlarında işkence eden bir başağrısı yapıyor onda. O, bir Dağılış içinde yaşıyor. Elementleri, avare avare dolaşan o kalabalık dünyanın çevresinde başıboş dolanıp duruyor. Arada sırada, sırf kendi odası da bu dünyaya ait olduğu için, uzaktan uzağa onları görüyor. Onlar için nasıl sorumlu olması beklenebilir ondan? Buna artık sorumluluk denilebilir mi? O'nun her şeyi, bir lokantada kendisine hizmet edilmesi gibi en sıradan şeyi bile, polisin yardımıyla zorla elde etmesi gerekiyor. Bu, hayatın bütün konforunu alıp götürüyor.


- 22/04/2017 04:30

Tinsel bir dünyadan başka bir şeyin bulunmadığı gerçeği elimizden umudumuzu alır, ama bize güvence sunar.