Aklımızın bizimle beraber olduğu her an zaten felsefe ile iç içeyiz. Ancak bunu iki nedenden Ötürü görmezlikten ya da bilmezlikten geliriz. Birincisi; aklın sorumluluğunu açıkça kabul etmenin bize yükleyeceği ağırlıktan kaçınmak için, ikincisi ise, peşin hükümlerimizin bize sağladığı -çoğu zaman aldatıcı- rahatlığın bozulmasma fırsat vermemek için. Felsefeden korkan bir toplumda yaşamanın bedelini birey veya ülke olarak, çok değişik biçimlerde ve boyutlarda ödediğimizin farkında bile değiliz. Kültürümüzü savunmak görevimizdir ancak, mutsuzluğumuzu asla.Çoğumuzun bebekliği eli-kolu sıkı bir şekilde bağlı, gözlerimiz "zorunlu hedef", tavanı seyrederek geçmiştir. Bazen görme özgürlüğümüz bile elimizden alınmıştır, çünkü erken uyuyalım diye bir el gözlerimizin üzerine sıkıca oturtulmuştur.İşte bugünün hükmedenleri, acımasızları, insanları susturanları, dünün o bebekleridir. Başka ne beklenir ki? Hayat bebekliğin büyütülmüş şekli değil de nedir? Çocukluk mu? Okullar akla gelir o zaman. Okulları hatırlayınca da Einstein'ın sözü beynimizi tırmalar gibi olur; "Gelişimimin Önündeki en büyük engel, okumak zorunda kaldığım okullardı".Yetişkinler işin neresinde mi dediniz? Onlar, duygu ve düşüncelerini ifade- etmek özellikle de amirlere söyleyecekleri vardır- emekli olmayı bekliyor. O zaman, zaten boşluk ve ölüm korkusu sıradadır. Yani değişen hiçbir şey olmayacaktır."İyi yaşamayı sonraya bırakan, yolunda bir ırmağa rastlayıp ta akıp gitmesini bekleyen aptala benzer; ırmak hiçbir zaman akıp gitmeyecektir." (Horatius) Felsefeyi kaldırdığınız zaman geriye yapılacak tek şey kalır; aklın cenaze namazım kılmak, insanlığın ulaştığı medeniyet düzleminde bunu istemek için geçerli bir nedenimizin olduğunu sanmıyorum.
Kitap ile ilgili henüz yorum yapılmamış.